E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 
B2B MEDYA

ELDER Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir: "Dağıtım sistemi işletmenin gerekleri açıktır: Elektriğin tüketicilere kesintisiz, kaliteli ve güvenilir bir şekilde ulaştırılmasını sağlamak"

ELDER Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir: "Dağıtım sistemi işletmenin gerekleri açıktır: Elektriğin tüketicilere kesintisiz, kaliteli ve güvenilir bir şekilde ulaştırılmasını sağlamak"

2 Ekim 2014 Perşembe | SÖYLEŞİ
738 kez okundu

ELDER, elektrik dağıtım ve tedarik hizmetlerinin ülke yararına uygun şekilde yapılması ve geliştirilmesi için çalışan; gerekli desteği ve teşviki sunmak, üyelerinin ve ülkenin ekonomik gelişimine katkıda bulunacak maddi ve manevi korumayı sağlamak; enerji alanında ülke kalkınmasına hizmet edecek girişimleri özendirmek amacıyla 2002’den bu yana hizmet vermektedir. Biz de, elektrik piyasasındaki son gelişmeleri ve elektrik üretim ve dağıtım özelleştirmeleri hakkındaki sorularımızı ELDER Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir’e yönelttik.

 

Derneğiniz hakkında bilgi vererek, yaptığınız faaliyetlerden bahsedebilir misiniz?

 

Öncelikle ELDER’den kısaca bahsederek bundan sonraki görüş ve önerilerimize bir baz oluşturmakta fayda var. 15 yıla ulaşan geçmişiyle ELDER, elektrik sektörünün en eski sivil toplum kuruluşlarından birisidir.  Kurulduğu günden beri rekabetçi bir serbest piyasanın oluşumuna katkı sağlayan bir yapıda olmayı hedeflemiştir. Bu nedenle vizyonumuz, elektrik sektöründe rekabet öncelikli serbest bir piyasanın oluşumuna etkin katılım ve katkı sağlamak ve misyonumuz elektrik dağıtım hizmetlerinin tüm kullanıcılara kaliteli, sürekli, doğru maliyetli, eşit taraflar arasında ayrım yapmaksızın sunulmasını temin etmek olarak tanımlanmıştır. ELDER’in özelleştirme sonrası dönemde de bu rolünü güçlendirerek sürdüreceğine inanıyorum.

 

ELDER çok farklı alanlarda üniversiteler, dağıtım şirketleri, kamu kurumları ve uluslararası kuruluşlar ile işbirlikleri geliştirmekte ve çalışmalar yürütmektedir. Bunlardan bir iki tanesine kısaca değinmek istersek; elektrik dağıtım sektörünün iş sağlığı ve güvenliği alanlarında uluslararası standartları da dikkate alarak, ülkemiz asgari şartlarını günün değişen koşullarına göre yeniden belirlemekteyiz. Tüm dünyada olduğu gibi akıllı şebekeler Türkiye’nin de birinci önceliği. Bu alanda hangi teknolojileri ne zaman niçin uygulamalıyız, fayda-maliyetleri kamuya, insanımıza ve şirketlere ne olacaktır değerlendirmeleri yapan bir başka çalışma grubumuz var. Elektrik faturasını ödemekte zorlananan ailelere yönelik bir sosyal tarife oluşturulmasına yönelik öneriler geliştiren bir çalışma grubumuz var.

 

Türkiye’de ve dünyada enerji dengeleri değişiyor mu?

 

Bir açıdan pek çok şey değişiyor. Yenilenebilirin toplam üretim portföyündeki payı hızla yükseliyor. Kısa sürede rüzgarın yerini güneş alacak gibi gözüküyor. Güneşten elektrik enerjisi tesislerinin birim MW maliyetleri hızla düşüyor; verimlilikleri de nispeten yükseliyor. Enerji depolama teknolojilerinde önemli gelişmeler yaşanıyor. ABD yıllar sonra yasakları kaldırıp net petrol ihracatçısı oluyor. Kaya gazı ve kaya petrolü paradigma değişimlerine yol açtı. Bunlar tüm dünya adına olumlu gelişmeler.

 

Öte yandan tüm bu olumlu gelişmelere rağmen dünya genelinde karbon kaynaklarına –nispi azalmalara karşın- yüksek bağımlılığımız devam ediyor. Daha yüksek maliyetli petrol ve gaz üretiyoruz ve bu üretimleri yaparken daha fazla çevreye zarar veriyoruz. En temiz enerjilerden olan nükleer istenmeyen adam ilan edildi. Depolama teknolojilerinde “oyun değiştiren” bir gelişme olmadığı sürece yenilenebilir birincil enerji kaynağı olma potansiyeline sahip değil. Bu konuda çok saygın kuruluşlar peş peşe raporlar yayımlıyorlar ve görülen o ki herkesin kafası karışık. Tarih vermek doğru değil, ancak en az 20 sene daha karbon kaynaklarına bağlı senaryoları çalışmak daha uygun olur düşüncesindeyim.

 

Bu kargaşa içinde, dünya enerji dengeleri yapısal anlamda muhtemelen değişecek diye, Türkiye’nin tercihleri çok etkilenmemelidir. Öncelikle yapılacak olanlar; yerli kaynakları en verimli ve azami oranda kullanarak enerjide dışa bağımlılığı azaltmak, doğalgaz tedarik kaynaklarının sayısını artırmak, nükleer projeleri mümkünse zamanından önce tamamlamak ve yenilenebilirde bürokrasiyi kaldırmak. Güneşte 600MW sınırını kaldırın, YEKDEM garantisi vermeyin ve bırakın yatırımcı kendi kararını versin riskini alsın yatırımın gerçekleştirsin.

 

 

Elektrik dağıtımının özelleştirilme süreciyle birlikte, enerji piyasalarında yaşanan değişiklikler hakkında bilgi verebilir misiniz?

 

1990’larda başlayan piyasanın özelleştirilmesi yolculuğunda elektrik sektöründe yapısal dönüşümlere tanık olduk. 4628 sayılı Yasa ile başlayan tüketici odaklı serbest ve rekabetçi piyasa hedefinde tamamlanan dağıtım özelleştirmeleri ile çok önemli bir eşiği geçmiş olduk. Elektrik sektörünün özelleştirilmesi ve serbest bir piyasa oluşturulması yönünde 2006 yılı bir milattır. Bu tarihte TEDAŞ’ın dağıtım şirketleri ile yaptığı İşletme Hakkı Devri Sözleşmesi ve akabinde verilen dağıtım lisansları ile özelleştirme süreçlerinin gerekli koşulları yerine getirilmiş oldu. 2013 yılı sonu ile de dağıtım özelleştirmeleri tamamlandı; üretim özelleştirmeleri ise başarılı bir şekilde devam ediyor. 2014 yılı sonuna kadar tamamlanmasını bekliyoruz.

 

2006’dan bugüne kurulu gücümüz %57 oranında, enerji talebimiz %42 oranında büyüdü. Bu büyümenin dünya ölçeğinde bile etkileyici olduğunu hepimiz biliyoruz. Kurulu güçteki artışın neredeyse tamamı özel sektör projeleri ile elde edildi. 2006 yılında yaklaşık 17000 MW kurulu güce sahip olan özel sektör, 2013 yılı sonu itibariyle 40.000 MW’ın üstünde kurulu güç kapasitesine ulaşmıştır. 20 milyar doları bulan bu yatırımlar özel sektör finansmanıyla gerçekleştirilmiştir.

 

Yine bu dönemde dağıtım özelleştirmeleri tamamlandı ve kamuya yaklaşık 13 milyar dolarlık bir kaynak yaratıldı. Bu rakama üretim özelleştirmeleri ile elde edilen yaklaşık 10 milyar dolar da ilave edildiğinde, elektrik sektörü özelleştirmelerinde 23 milyar Dolarlık bir yatırım büyüklüğüne ulaşılmıştır. Dağıtım özelleştirmelerinde ödenen yaklaşık 13 milyar Doların %25’lik bölümü öz kaynaklardan %75’lik bölümü ise Türk bankacılık sisteminden kredi olarak sağlandı. Öte yandan yatırımlar dağıtım şirketlerince finanse edilmekte ve tarifeden 10 yıllık dönemde geri dönüşü alınmaktadır. 2011-2015 Dönemi’nde şirketler 5 milyar Dolar yatırım gerçekleştiriyor. 2016-2020 döneminde yatırım bütçelerinin önemli oranda artacağını düşünüyoruz. Öncelikle yeni özelleşen bölgelerin ciddi yatırım ihtiyaçları var. Ayrıca bağlantı hatlarının dağıtım şirketlerine gelmesi ile şebekemiz hat olarak %30 oranında büyüdü. Lisanssız yenilenebilir enerji tesislerinin hızla artışı dağıtım şirketlerine büyük sorumluluklar getiriyor. Tüm bu etmenler dikkate alındığında,  2016-2020 döneminde dağıtım şirketlerinin şebekeye 7-8 milyar Dolarlık yatırım yapacağını öngörüyoruz. Özetle, dağıtım özelleştirmeleri ile kamuya sadece 13 milyar Dolarlık kaynak yaratılmamış, buna ek olarak yıllık 2 milyar Doları bulan yatırım ihtiyacı da özel sektör yükümlülüğü haline getirilmiştir.

 

Bu arada 2006 yılına göre 2013’te elektrik fiyatları nasıl değişti diye bakarsak;  enflasyon düzenlemesi ile sanayi fiyatları neredeyse sabit kalırken mesken fiyatlarında nispeten küçük bir artış görüyoruz. Neticede, dünya petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki büyük artışların elektrik tarifelerine yansıması olmamıştır. Daha da önemlisi dağıtım hizmet bedelinin tarifedeki oranı %15’den %10 inmiştir.

 

Tüm bu özel sektör yatırımlarını ve diğer sonuçları özelleştirme ve serbest piyasaya geçişin bir başarısı olarak yorumluyorum. Bu başarıda iş adamlarımızın ve bankalarımızın rolü yadsınamaz. Elektriğin sadece dağıtımda değil, üretimden tedariğe tüm alanlarında yatırım yapan bu işadamları ve süreci finanse eden bankacılık sistemi Türkiye’ye, özerk düzenleyici kuruma, hedeflenen serbest piyasa yapısına ve bu piyasanın şeffaf, öngörülebilir ve rekabet temelli işleyeceğine inanmışlardır. Şimdi de gelecek 10 yıllık dönem geçmişin tüm bu başarılarının kalıcı olmasını sağlayacak şekilde yönetilmelidir. Bu yönetimi gerçekleştirecek EPDK’dır.  EPDK, geride bıraktığımız 13 yıl içerisinde her kademesinde gerekli bilgi birikimini, deneyimi ve öngörüyü kurumsal kimliğinde oluşturmuştur. Piyasaların bu beklentilere uygun gelişmesi ve büyümesi başta siyasi iktidarlar olmak üzere hepimizin sorumluluğu ve görevidir. Ekonomik ve siyasi istikrar burada en temel gerekliliktir. Bizler piyasa risklerini yönetebiliriz; ancak istikrarsızlığı ya da belirsizliği yönetemeyiz. Siyasi istikrar temelde seçimlerle millet tarafından belirlenir. Ancak sektörel istikrar Bakanlık ve EPDK tarafından sağlanır ve burada şeffaf olunması, öngörülebilir olunması bizler için hayati önemdedir.

 

Bakanlık ile gerekse EPDK ile bugüne kadar böyle bir süreci yaşayageldik. Her şey dört dörtlük diyemeyiz; birçok konuda farklı düşündüğümüz beklentimizin aksine kararlar gelişmeler de oldu. Ama genelde birbirimize empati yaparak, sebeplere değil çözüme odaklanarak bu sıkıntıları aşmayı bildik. Şimdi bu iyi yönetimi çok daha ileriye taşımalıyız. Çünkü öyle bir döneme giriyoruz ki; bugüne kadar yapılan tüm başarılı adımların istenilen sonuçlara dönmesini görebileceğimiz gibi hiç arzu etmediğimiz krizlerle karşı karşıya da kalabiliriz. Kolayca anlaşılabileceği üzere, genelde dağıtım faaliyetlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasından; özelde Aras gibi, Dicle gibi, Van Gölü gibi elektrik dağıtım sektörünü derinden etkileyen, şekillendiren bölgelerin özelleştirmelerinin tamamlanmasından bahsediyorum. Hedeflenen piyasaların oluşabilmesi ve işleyebilmesi için bu bölgelerin başarılı olmaları gerekiyor. Bu bölgelerdeki yatırımcılar, devirden sonra pek çok sürprizle karşılaştılar. Diğer bölgelerde benzer durumlar olduğunu şahsen biliyorum. Bu konuya ayrıca değineceğim.

 

Rekabet odaklı serbest piyasada dağıtım şirketlerinin rolü nelerdir?

 

Bazı temel doğruları hatırlatmak isterim. Dağıtım şirketlerinin iki temel görevi vardır. Öncelikle dağıtım sisteminin işletilmesinden sorumludurlar. Ancak serbest piyasalarda en az ilki kadar önemli bir görevleri de piyasanın doğru şekilde işlemesini sağlamaktır.

 

Dağıtım sistemi işletmenin gerekleri açıktır: Evrensel hizmet olarak da tanımlanan elektriğin tüketicilere kesintisiz, kaliteli ve güvenilir bir şekilde ulaştırılmasını sağlamak. Serbest piyasanın işlemesine katkı sağlamak ise nispeten daha güncel bir hizmettir. Piyasanın diğer ana paydaşları olan üreticiler ile tedarikçilere ayrım gözetmeksizin belirlenmiş hizmetleri sunmak.

 

Elektrik dağıtım hizmeti monopol yapısı nedeniyle tamamen düzenlenen bir faaliyettir. Dağıtım şirketlerinin her türlü geliri düzenleyici kurum tarafından belirlenir, faaliyetleri denetlenir. Dolayısıyla dağıtım şirketlerin sürdürülebilir finansal yapılara sahip olması düzenleyici kurum tarafından temin edilir. 

 

Dağıtım şirketlerinin faaliyetlerini istenilen kalitede yerine getirirken, sürdürülebilir finansal getiri sağlanması başta EPDK ve kamu tarafından yapılacak düzenlemeler ile mümkün olacaktır. Önümüzdeki 10 yıllık dönemde sektörü zorlu sınavlar bekliyor; ancak tüm paydaşlarımız ile bu süreçten başarıyla çıkacağımızdan ve rekabetçi, tüketici odaklı bir serbest piyasayı tüm kurumlarıyla işleteceğimizden de eminiz. Elektrikte serbest piyasa geçişi üretim özelleştirmeleriyle birlikte ilk aşamasını tamamlamış olacaktır. 2016’da başlayacak III. Uygulama Dönemi serbest piyasanın gerekleri kadar geçiş döneminin gerçeklerinin de dikkate alındığı ve tarifelere konu edildiği bir dönem olmak zorundadır. Bu sektör kamunun sektörü, bu şirketleri ve varlıklarını korumak, en iyi şekilde işletmek ve geleceğe taşımak boynumuzun borcu ve hep bu saikle davrandık. Bu inanışımızı da korumaya devam edeceğiz.

 

Türkiye’de elektrik piyasasının önemli sorunları ve dernek olarak sunduğunuz çözüm önerileri hakkında bilgi verebilir misiniz?

 

Elektrik kaçakları en önemli sorunlardan biridir. Özellikle elektrik kayıplarının yüksek olduğu elektrik dağıtım bölgelerinde, kaçak elektrik kullanımı teknik bir sorun değil, sosyal bir sorun olarak da karşımıza çıkmaktadır. Kayıp oranları Türkiye ortalamasının çok üzerinde olan bu dağıtım bölgelerinde, kayıplarla etkin mücadele edilmesi ve bunların düşürülmesi için yerel paydaşların da katkı sağlayacağı uzun dönemli önlemlerin alınması gerekmektedir. 

 

Örneğin Dicle Elektrik Dağıtım Bölgesi’ndeki kayıp/kaçak oranlarının (%75) ülkemizin ortalama değerlerinin ve ticari bir faaliyetin sürdürülebilir sınırlarının çok üzerinde olduğu bilinmektedir. Özelleştirme sonrasında yapılan çalışmalarda tüketicilerin; abone olmadan, elektriği sayaçtan geçirmeden ve sayaçlara müdahale etmek suretiyle veya dağıtım sistemine usulüne uygun olmayan izinsiz bağlantı yapmak suretiyle yoğun bir şekilde kaçak elektrik kullandığı, aboneliğin mevcut olduğu yerlerde ise çoğunlukla kullanıcıların başkaları adına usulsüz olarak enerji tükettiği tespit edilmiştir. Kaçak elektrik kullanımının en çarpıcı örneği ise tarımsal sulamada görülmektedir. Bölgede tarımsal sulamada tüketilen yıllık yaklaşık 4 Milyar kWh elektrik tüketiminin tamamına yakını kaçak olarak kullanılmaktadır. Bölgede tüketilen elektriğin %75’i kaçaktır. Bu yıllık 14 Milyar kWh kaçak tüketim demektir ki; parasal karşılığı (TETAŞ toptan fiyatları üzerinden vergi ve fonlar hariç) 2,5 Milyar TL’dir. Bölgedeki yıllık kaçak elektrik kullanım miktarı, ülkemizin en büyük hidroelektrik santrali olan Atatürk HES’in 2013 yılı üretiminin 2 katına tekabül etmektedir. Başka bir dramatik husus da, sadece Dicle Bölgesi’nde kullanılan kaçak elektrik nedeniyle, yıllık ülke tüketiminin yaklaşık %6,5 oranı kadar elektriğin haksız bir şekilde tamamen israf edilmesidir. Diğer bölgelerden gelen tüm desteklere rağmen, şirketin özelleştirme öncesi son beş yıldaki -kamu dönemindeki- zararı ise 5 milyar TL’nin üzerindedir. Kaçak sadece Dicle Bölgesi’nde sorun değildir; Van Gölü Bölgesi’nde bu oran %60-65 Aras Bölgesi içinse %50 civarındadır.

 

Kaçaklardan kaynaklanan bu riskler ve kaçakların düşürülmesi özelleştirme sonrası özel sektörün riski haline gelmiştir. Ancak bölgelere ilişkin özelleştirme öncesi kamu rakamlarının (kaçak oranları, tahakkuk tutarları) doğru olmaması bu bölgeleri alan şirketlerinin tüm planlarını alt üst etmiştir. Bu hatalı rakamların doğru rakamlar ile değiştirilerek hedeflerin yeniden belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca kaçakların düşürülmesine yönelik hedeflerinde yeniden belirlenmesi zorunluluğu vardır. Dünyada benzer olarak kaçak oranlarının yüksek olduğu ülkelerde yıllık kaçak oranı kullanımındaki düşüş hedefleri 2-3 puanı geçmemektedir. Türkiye’de ise yılda % 10 gibi ulaşılması imkansız bir düşürme hedef oranı belirlenmiştir. Bu saatte 150 km hızla giden bir aracı 30 m içinde durdurmaya çalışmak gibi bir şeydir. Bunu denerseniz başarılı olamayacağınız gibi, araba takla atacak ve araçtakiler de muhtemelen ölecektir. Bunun yerine yeterince güvenli bir mesafe durdurmak sadece araçtakiler için değil, o anda hepimiz için başarması en olası, en güvenli ve aklıselim çözümdür. Ülkemizde uzun yıllar boyunca, mevcut sosyal ve siyasal etkenlerle kronik bir hal alan kaçak elektrik kullanımını, ülke ortalamasına yakın rakamlara indirme hedef oranları ve süresinin, dünya uygulamaları da göz önüne alınarak makul ve gerçekleştirilebilecek şekilde yeniden belirlenmelidir.

 

Bu bölgelerdeki oranların büyüklüğü ister istemez ilgiyi buraya çekmektedir. Oysa diğer bölgelerde de gerçekçi olmayan ve hatta teknik kayıp seviyelerinin altına indirilmiş hedefler mevcuttur. Tüm bölgeler için kayıp-kaçak hedeflerinin bilimsel yöntemlere ve sahadan yapılacak gerçek ölçümlere dayanacak şekilde yeniden belirlenmesi, dağıtım şirketlerinin yönetemeyeceği risklerle karşı karşıya kalmasını engelleyecektir.

 

Son olarak kaçağın sosyal bir sorun olduğundan bahsetmiştik. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada gelir seviyesi düşük olan yerleşim bölgelerinde kaçak oranlarının yüksek olduğu bir gerçektir. Dünya ülkeleri, gelişmiş batı ülkeleri dahil, bu sosyal problemi sosyal tarifeler belirleyerek aşmaktadır. Düşük gelir seviyesindeki tüketicilerin elektrik faturalarının desteklenmesi anlamına gelen sosyal tarife konusunda ETKB gerekli ön hazırlıkları yapmış ve Mart/2013 tarihinde yasalaşan Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında bu hususa yer vermiştir. Aile ve Sosyal Yardım Bakanlığı burada icracı bakanlıktır. Düşük gelirli ailelere sağlanan destekler kapsamında elektrik tüketiminin bir bölümü devlet tarafından karşılanmalıdır. Burada elektrik fiyatında farklılaştırmaya gidilmemelidir. Örneğin bunun yerine, tüketimin belirli bir kısmı (aylık 120 KW/saatlik bölümü) faturasının ödenmesi karşılığında tüketiciye destek olarak iade edilebilir. Dünyadaki yaygın örneklerde bu kapsamdadır. Bu hem sosyal devlet anlayışına uygundur; hem de Türkiye genelinde kaçak oranını azaltması mümkün olacaktır. ELDER olarak, biz bu konudaki bir hazırlığı daha önce ilgili kurumlar ile paylaşmıştık. İhtiyaç olması halinde gerekli bilgi ve desteği sağlamaya devam edeceğiz.

 

ELDER’in yürüttüğü çok sayıda araştırma ve çalışmadan sadece bir tanesine kısaca değinmek isterim. Akıllı şebekeler tüm dünyada elektrik dağıtım faaliyetinin en öncelikli başlığı haline geldi. Akıllı şebekenin en sade ifade ile bilişim teknolojilerinin elektrik şebekesine uygulanmasıdır. Elektrik şebekesi 150 yıldır çok az değişti.  Oysa elektriğin günlük yaşantımızdaki yeri ve önemi bu süre içinde vazgeçilemez hale geldi. Ülkemizde çok değil 10-15 sene önce günlük 3-4 saatlik kesintiler doğal karşılanırken, bugün 5-6 dakikalık kesintilere bile tahammülümüz yok. ELDER olarak, dağıtım şebekesini işleten, yatırımlarını planlayan şirketleriz ile akıllı şebeke çözümlerini en doğru maliyet en yüksek fayda önceliğinde Türkiye’de de geliştirmeye çalışıyoruz. Akıllı sayaçlardan, dağıtık üretime, elektrikli araçlardan talep taraflı yönetime her konuda doğru çözümleri Bakanlık ve EPDK ile birlikte üretmeye çalışıyoruz. Akıllı şebeke uygulamaları ekonomiye, şebekeye ve tüketicilere ne tür faydalar sağlayacak? Şebekedeki kesintilerin sayısı azalacak, süresi kısalacak, iş kazaları azalacak, işletme maliyetlerinde tasarruf sağlanacak ve rüzgar gibi, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının şebekeye entegrasyonu daha kolay ve verimli hale gelecek. Böylece çevreye daha az zarar vereceğiz ve üretim maliyetlerini düşürebileceğiz. En dikkat çeken sonuçları tüketici tarafında göreceğiz. Kullandığımız elektriğin kalitesi artacak, tüketicilerin daha fazla seçeneği olacak, aldıkları hizmetin kalitesi yükselecek ve enerji alım maliyetleri düşecek. Dilerlerse çatılarına yerleştirdikleri güneş panelleri ile sadece tüketici olmayıp, üretip şebekeye satabilecekler. ELDER olarak tüm bu süreçlerde ETKB ve EPDK başta olmak üzere diğer paydaşlara etkin katkı sağlamaktayız.


 


İlginizi çekebilir...

Friterm Enerji Sistemleri Satış Şefi Sinan Aydın: "Friterm Dünyanın Önde Gelen Üreticilerinden Birisi"

Friterm'in özellikle kuru soğutucu üretimi ile ülkemiz sınırlarını aşarak, dünyanın önde gelen üreticilerinden birisi haline geldiğini ifade eden ...
22 Kasım 2019 Cuma

"Türkiye'de Lider Yenilenebilir Enerji Şirketi Olmayı Hedefliyoruz"

Enerji sektöründeki onuncu yılını kutlayan Borusan EnBW Enerji'nin Genel Müdürü Mehmet Acarla ile firmanın kurulduğu günden bu yana hataya geçirdi...
26 Eylül 2019 Perşembe

"Atıksu Atık Değil Önemli Bir Kaynaktır"

Türkiye'de yılda 5 milyar ton atıksuyun deşarj edildiğini ve bu miktarın 3 Sapanca Gölü'ne eşit seviyede olduğunu ifade eden Artemis Arıtım Ku...
26 Eylül 2019 Perşembe

 

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Doğalgaz Dergisi
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yalıtım Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi
  • Klima ve Soğutma Rehberi
  • Yangın ve Güvenlik Rehberi
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2019 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir.