
Sulama Sorunu Kaçak Elektrik Olarak Yansıyor
Küresel Batarya Pazarları Hızla Büyüyor ve Tedarik Riskleri de Artıyor
MWM, Yüksek Verimli TCG 4170 V20 R ile Güç Üretim Portföyünü Genişletiyor
|
FutureCamp Türkiye Proje Müdürü Farız Taşdan: “Karbon Gelirinden Yararlanan Firmalar, Gelişmeleri Göz Ardı Etmemeli”![]()
FutureCamp’in faaliyet alanları hakkında kısaca bilgi vererek, ürün ve çözümlerinizden bahsedebilir misiniz?
![]()
2006 yılında Türkiye’de ilk karbon azaltım projesi olan BARES’i geliştirip kaydettiren FutureCamp, bu tarihten sonra Türkiye’de gönüllü karbon piyasasının gelişmesine önayaklık etmiştir. FutureCamp 2011 tarihi itibari ile Türkiye’de 50’den fazla ve farklı teknolojiler ile geliştirilen yenilenebilir enerji projesine karbon azaltım proje desteği vermektedir. Danışmanlık verdiğimiz yenilenebilir enerji projeleri rüzgar başta olmak üzere hidroelektrik, jeotermal, biyogaz, çöp gaz projelerinin yanında sanayide enerji verimliliği projelerinden oluşmaktadır.
FutureCamp Türkiye, Münih merkezli 2001 yılında kurulmuş olan FutureCamp Holding’in bir iştirakidir. Danışmanlık sunduğumuz alanlar gönüllü karbon azaltım projelerinin yanı sıra CDM ve JI projelerinin geliştirilmesi, iklim değişikliği stratejileri ve iklim dengeleme projelerinin geliştirilmesi ve uygulanması, karbon ayak izi hesaplamaları ve nötrlenmesi, farklı standartlar altındaki iklim projelerinde yatırım risk yönetimi, Etüdler, inceleme ve araştırmalar, AB Emisyon Ticareti Sistemine yönelik çevre denetçileri için eğitim kurslarından oluşmaktadır.
Gönüllü Karbon Piyasası hakkında da bilgi verebilir misiniz?
Gönüllü salım ticaretinin geçmişi 1989 yılına dayanmakla birlikte asıl yükselişini Kyoto Protokolüne borçludur. Kyoto Protokolü piyasa mekanizmalarına paralel büyüyen gönüllü karbon piyasası hem Kyoto Protokolü yükümlülükleri altında bulunan ülkelerde hem de bunun dışındaki ülkelerde gelişme olanağı bulmaktadır. Sosyal sorumluluk çerçevesinde, küresel iklim değişikliklerine duyarlı şirketlerin, kuruluşların, örgütlerin, bireylerin karbon salımlarını dengeleme kolaylığını sağlamak amacı ile ortaya çıkmış bir pazardır. Gönüllü Karbon Azaltım Projeleri’nden elde edilen Onaylı Salım Azaltım’ları (VERs) gelişmiş kuzey ülkelerindeki firmalar tarafından talep edilmekte ve iklimsel değişiklik bilincinin oluşması ile birlikte bu talep yükseliş sağlamaktadır.
İklimsel değişikliklere duyarlı şirketler faaliyetleri esnasında oluşan karbon salımlarını hesaplayarak (karbon ayak izlerini ölçerek), bu emisyonlarını azaltmak veya dengelemek amacı ile emisyon azaltımını sağlayan projelerin (yenilenebilir enerji, enerjinin verimli kullanılması, atık yönetimi vb.) üretmiş oldukları karbon azaltım kredilerini satın alarak, karbon nötr haline gelmektedirler. Böylece bu şirketler saldıkları karbondioksit miktarını, başka bir yerde karbondioksit emisyonu yapmayan veya yaptığı karbondioksit miktarını azaltan projeleri destekleyerek sıfırlamaktadırlar. Bu faaliyetler karbon piyasasını meydana getirmektedir. Küresel iklim değişikliğinin etkileri daha fazla hissedilmeye başlandıkça pek çok firmanın sosyal sorumluluk çerçevesinde karbon dengelemeye gittikleri görülmektedir. Şimdiden Google, HSBC, Dell, Delta, AEP, Google, Pacific Gas & Electric, Yahoo, Nike, Sky, Origin Energy,… gibi büyük müşteri potansiyeli olan şirketlerin gönüllü karbon piyasasında karbon salımlarını dengeledikleri görülmektedir.
Dengeleme (offset) kavramı, karbon salımlarının azaltılması için uygulanan önlemlere ek olarak gerçekleştirilen ve gönüllü karbon piyasalarında çok iyi bilinen bir mekanizmadır. Dengeleme, bir yerde salınan sera gazının başka bir yerden satın alınarak aynı miktarda sera gazının önlenmesi ile veya atmosferdeki aynı miktarda sera gazının yutulması/hapsedilmesi ile nötrleştirilmesidir. Başka bir ifade ile bir firmanın ortaya çıkardığı karbon salımlarına karşılık, aynı miktarda ancak başka bir yerde karbon tasarrufu sağlayan projelerde belgelendirilmiş karbon azaltım sertifikalarının satın alınması olarak açıklanabilir.
Gönüllü karbon piyasasına sertifika arz eden projeler ise Türkiye’de geliştirildiği gibi yenilenebilir enerji projelerinin karbon azaltım projeleridir. Gönüllü karbon piyasasının hacmi 2010 yılı itibari ile 131,2 MtCO2’ye ulaşmış durumdadır.
Karbon piyasalarının 2012 yılından sonra daha da büyüyeceği öngörülürken, bu konudaki değerlendirmeleriniz nelerdir?
Doğrusunu söylemek gerekirse 2012 sonrası, yani Kyoto Protokolü’nün ilk döneminin biteceği 2012’den sonra karbon piyasalarında bir büyümeden söz etmek çok gerçekçi olmayabilir. Bugün itibari ile 2012 sonrasında Kyoto Protokolü’nün devam edemeyeceğinden bahsedilirken, buna bağlı olarak karbon piyasasında bir küçülmeden bahsetmek daha doğru olur. Kyoto Protokolü’nün yerine muhtemelen geçecek olan ikili anlaşmalar çerçevesindeki iklim değişikliği politikaları, küresel çözüm politikalarından uzaklaşarak ülke birliklerinin bölgesel kaygıları ile hareket ettikleri çıkar ilişkilerine dönüşme riski taşımaktadır. Bu çerçevede karbon piyasaları varlığını sürdürerek bu gelişmelere paralel olarak bir değişimden geçeceği çok açıktır.
Gönüllü karbon piyasalarının Kyoto Protokolü mekanizmalarından bağımsız olması avantajı ile bu piyasanın devamlılığı olacaktır ve bu devamlılık daha çok küresel iklim değişikliği farkındalığına bağlı olacaktır. Fakat, zorunlu karbon piyasalarının 2012 sonrasında belli bir süre için, ya da yeni bir iklim değişikliği anlaşmasının ortaya çıkmasına kadar, küçüleceği kanısındayım.
Karbon finansmanının enerji sektöründe faaliyet gösteren firmalara kazandırdıkları nelerdir?
Sorduğunuz soruyu biraz daha genişletirsek, herhangi bir iş kolunda olup faaliyetlerinde karbon azaltan projeler ve bu projelerine paralel olarak metodolojiye uygun bir şekilde karbon azaltım projesi geliştirip ilgili kuruluş altında projeleri kaydettirdiklerinde karbon finansmanından yararlanabilirler.
Yenilenebilir enerjinin diğer enerji yatırımlarına oranla finansman sıkıntısı yaşadığı bir dönemde karbon geliri bir teşvik mekanizması olarak çalışmakta bu sektöre yatırım yapanları desteklemektedir. Kyoto Protokolü mekanizmalarının temel mantığında da yenilebilir enerjinin diğer enerji yatırımlarına kıyasla desteklenmesi ve karbon emisyonlarının azaltılmasıdır.
İklim Değişikliği Dairesi, sera gazı emisyonlarına neden olan sektörlerin tesis bazında izlenmesi, raporlanması ve doğrulanmasına ilişkin yönetmelik üzerine çalıştığını açıkladı. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz? Ülkemizde konu hakkında yapılan çalışmaları yeterli buluyor musunuz?
Öncelikle, emisyon yapan sektörlerde bakanlıkça bugüne kadar pek fazla bir şey yapılmamıştır. Bu sektörlerde yapılan emisyon miktarı bile bakanlıkça bilinmemektedir. Bu yıl içerisinde karar verilen ve emisyon yapan belli başlı sektörlerin takip edilmesi, emisyonların yıllık bazda raporlanması ve doğrulanması süreci ciddi bir adımdır ve Türkiye’nin iklim değişikliği konusundaki geç kalan farkındalığını da ortaya koymaktadır.
Bakanlık tesis bazında sera gazı emisyonlarının ne kadar olduğunu bilmek ve izlemek istemektedir. İzleme, raporlama ve doğrulama ile amaçlanan ise:
1) Bakanlık tarafından belirlenecek olan periyot (yıl) içerisinde sera gazlarına neden olan kaynakların izlenerek, neden olunan sera gazı miktarının belli bir metodolojiye (Avrupa Emisyon Ticaret Sisteminin 2003/87/EC nolu direktifi) göre hesaplanması,
2) Bakanlık tarafından belirlenen metodolojiye uygun olarak sera gazı emisyon hesaplanma yönteminin ve miktarının raporlanması,
3) Hazırlanmış olan raporların, Bakanlıkça akredite edilmiş kuruluşlar tarafından doğruluğunun denetlenerek, doğrulama raporunun hazırlanmasıdır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığının İklim Değişikliği Dairesi sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanması konusunda Avrupa Birliği yönergelerini takip etmeyi uygun bulmuştur. Bence de en doğru olan budur. Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi direktifi de İklim Değişikliği Dairesi sayfasında yayınlanmakta olup sektörel görüşlere açılmıştır. Bakanlığın bu konuda yapmış olduğu açıklama da şöyledir:
“Söz konusu yönetmelik çalışmalarında 2003/87/EC sayılı Avrupa Birliği Emisyon Ticareti Sistemi direktifinde yer alan faaliyetler (tesisler) ve ilgili direktifin 2007/589/EC sayılı izleme, raporlama ve doğrulama kılavuzu esas alınacaktır.”
Açıklamada bahse konu olan tesisler; Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemine dahil olan tesisler ile aynı olması bekleneceği gibi Bakanlıkça belirlenecek sektörlerin de bu uygulama içine dahil edilmesi söz konusu olabilir. AB ETS’ye dahil olan sektörler; Enerji, Çimento, Demir-Çelik, Otomotiv, Kok, Rafineri, Metal işleme, Kireç, Cam, Seramik, Kağıt, Nitrik asit / adipik asit, Soda iken Bakanlık bu sektörlere ayrıca Şeker, Karbon tutma- depolama-taşınması, Havacılık ve Atık sektörlerini de eklemeyi planlamaktadır. Bakanlık, AB ETS‘den farklı olarak, yanma termal girdisi 100 MW’ı aşan tesisleri bu yönetmelik ile sorumluluk altına sokmayı planlayarak (AB ETS’de bu limit 20 MW’tır), sistem içine dahil olacak tesis sayısının 700 civarında olduğunu açıklamıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yönetmeliği bu yıl sonu itibari ile çıkartabilirse, belirlenen sektörlerdeki tesislerin sırası ile yapmaları gereken uygulamalar; izleme planları hazırlayarak bakanlığa onaylatma, ilgili yılın sera gazı emisyonlarını izleme, sera gazı emisyonlarını raporlama ve doğrulama ve raporların bakanlığa bildirilmesi olacaktır. Bu çerçevede, Bakanlık tarafından belirlenen ilk uygulama yılının 2011 olması imkansız, 2012’nin ise çok iyimser bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Tabii ki Bakanlığın yapması gereken alt yapı çalışmalarını da göz önünde bulundurmak lazım. Örneğin sektörel tesislerden gelecek olan izleme planlarını Bakanlığın hangi birimi ya da hangi personeli ilgilenebilecektir? Böylesi bir kapasite var mı? ya da Bakanlık bu hizmeti dışarıya yaptırmayı mı tercih edecek? Kapasite artırmaya ihtiyaç olduğu çok açık, ama bunun nasıl yapılacağı henüz belli değil.
Hazırlıkları süren yönetmeliğin Bakanlık için sera gazı emisyonlarını sektörler ve tesisler bazında izlemek ve bu verileri iklim değişikliği müzakerelerinde etkin bir şekilde kullanma konusunda son derece yardımcı olacağı kesindir. Aynı zamanda emisyon miktarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanması süreci, bu süreci yürütmek zorunda olanlar için farkındalık yaratacak ve uzun dönemde ilgili sektörlerde emisyon azaltmaya yönelik daha fazla enerji verimliliği projelerini görmemizi mümkün kılacağına inanıyorum. Yönetmelik kapsamındaki tesis yöneticilerinin aklına “Acaba Bakanlık sera gazı emisyonlarına bir limit getirmeyi planlıyor mu?” sorusu geliyordur herhalde. Türkiye’nin iklim değişikliği politikalarına ve müzakerelerde yürütmüş olduğu tartışmalara baktığımızda sanayideki sektörleri bağlayıcı bir limit kısa dönemde görünmüyor.
Son olarak eklemek istedikleriniz?
Karbon piyasası pek çok bileşeni ve oyuncusu olan bir sektör, özellikle politikanın bu sektörün asıl belirleyicilerinden olması, bu piyasada işleri iyice zorlaştırmakta, geleceği görüp kestirebilmekte sorun yaratmaktadır. Bu sektörde çalışan danışmanlar ve karbon gelirinden yararlanan firmaların, ulusal ve uluslararası gelişmeleri göz ardı etmemelerini, yatırımlarını bu doğrultuda yapmalarını tavsiye ederim.
İlginizi çekebilir... OEDAŞ Akıllı Şebeke Yatırımlarıyla Geleceğe HazırlanıyorElektrik dağıtım faaliyetlerinde yüksek verimlilik, güvenilirlik ve sürdürülebilirliği esas alan OEDAŞ, bu kapsamda akıllı şebeke yatırımları ve bakım... BEDAŞ, "BeSTAR" Programı ile Genç Mühendisleri Sektöre HazırlıyorBoğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. (BEDAŞ) tarafından 2020 yılında hayata geçirilen ve sektörde örnek uygulamalar arasında gösterilen BeSTAR Yeni Nesil Mü... Şişecam Solarex Fuarı'na KatıldıŞişecam, 8-10 Nisan 2026 tarihleri arasında düzenlenen Uluslararası Güneş Enerjisi ve Teknolojileri Fuarı, Solarex İstanbul'a katıldı. Düz cam ala... |
|||||||||
©2026 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.