
Sulama Sorunu Kaçak Elektrik Olarak Yansıyor
Escon Enerj, CEO'su Onur Ünlü: "Doğru Kojenerasyon Tasarımı Maksimum Verimlilik Sağlar"
Küresel Batarya Pazarları Hızla Büyüyor ve Tedarik Riskleri de Artıyor
MWM, Yüksek Verimli TCG 4170 V20 R ile Güç Üretim Portföyünü Genişletiyor
|
UEVF 2013'te Yenilenebilir Enerji Tartışıldı![]()
4. Ulusal Enerji Verimliliği Forumu ve Fuarı’nda, enerji verimliliğinin her alt başlığı masaya yatırılarak, uzmanlar tarafından tartışıldı. Bu önemli başlıklardan biri de ‘yenilenebilir enerji’ idi. Moderatörlüğünü Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Yusuf Yazar’ın yaptığı “Enerji Arz Güvenliği ve İklim Değişikliği Bağlamında Yenilenebilir Enerji” konulu toplantı, güneş ve rüzgar enerjisi alanında önemli uzmanları bir araya getirdi. Panelde tartışılanları ve uzmanların değerlendirmelerini siz değerli okuyucularımız için derledik.
UEVF 2013 - 4. Ulusal Enerji Verimliliği Forum ve Fuarı’nda “Enerji Arz Güvenliği ve İklim Değişikliği Bağlamında Yenilenebilir Enerji” başlıklı bir panel düzenlendi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Yusuf Yazar’ın oturum başkanı olduğu panele Harran Üniversitesi’nden Prof. Dr. Bülent Yeşilata, ODTÜ Güneş Enerjisi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden (GÜNAM) Prof. Dr. Raşit Turan, Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Serdar Ataseven ve Lisansız Elektrik Üreticileri Derneği (Lİ-DER) Yalçın Kıroğlu katıldı. Panelin açılışında bir konuşma yapan Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Yusuf Yazar, iklim değişikliği sorununa çare olarak gösterilen reçetenin en başında ilk olarak yenilenebilir enerji ve ikinci olarak da enerji verimliliğinin geldiğini söyleyerek, “aynı durum enerji arz güvenliği için de geçerlidir. Enerjinin çok büyük bir kısmını ithalatla karşıladığımız ülkemizde yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği, arz güvenliğini sağlama açısından ana çözümlerdendir” diye konuştu. Yenilenebilir enerji konusunda ülkemizde karamsar bir tablo çizilse de, atılan adımlardan ve kazanılan ivmeden çok memnun olduğunu dile getiren Yazar, 2012 yılında ilave olarak devreye alınan kapasitenin yüzde 74’ünün yenilenebilir enerji kaynaklarından oluştuğunu hatırlattı. Yazar, yenilenebilir enerji kullanımının artışıyla ilgili olarak da, “2011 yılında üretilen elektriğin yüzde 25’i yenilenebilir enerjiden karşılanırken, 2012 yılında bu rakam yüzde 27,7’ye yükselmiştir. Toplam tüketimimizin 240 milyar kilovat/saat oluğunu düşündüğümüzde, yüzde 2,5’luk bir artış, kayda değerdir” dedi.
ODTÜ’ye bağlı olarak, güneş panelleri üzerine bilimsel çalışmalar yürüten Güneş Enerjisi Uygulama ve Araştırma Merkezi (GÜNAM) Başkanı Prof. Dr. Raşit Turan da oturumda yaptığı konuşmada, dünyada enerji talebiyle ilgili rakamsal bilgiler vererek, “Enerjiye olan talep her geçen yıl dünya üzerinde artıyor. Şu an 17 teravat (TW) olan enerji ihtiyacı, 2030 yılında 23 teravata yükselecek. Bu da yaklaşık yüzde 40’lık bir ihtiyaç artışına denk geliyor. Türkiye’nin dünya enerji ihtiyacının yüzde 1’ini kullandığını düşünürsek, 40 Türkiye kadar daha enerjiye talep artacaktır. Biz bu enerji ihtiyacının da yaklaşık yüzde 85’ini fosil yakıtlara yakarak karşılıyoruz. Dolayısıyla bu durum kesinlikle sürdürülebilir değildir” diye konuştu. Güneşten dünya yüzeyine ulaşan enerjinin her yıl 120.000 teravat civarında olduğunu ve 2020 yılında dünyanın ihtiyacı olan enerji miktarının ise 20 teravata çıkacağını söyleyen Turan, “dolayısıyla güneş ihtiyacımız olandan çok daha fazlasını zaten bize veriyor” dedi. Turan, konuşmasının devamında önemli bir araştırma sonucunu da dinleyicilerle paylaşarak, “Alman Federal Cumhuriyeti’nin yaptığı bir projeksiyona göre, 2100 yılına gelindiğinde enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 60’ı güneş enerjisinden karşılanacak. 2030’lu yıllar ise bir kırılma dönemi olacak ve fosil yakıtların kullanımı gerileyecek. Sonuçta yüzyılın sonunda güneş enerjisi temel enerji kaynağı olacak” diye konuştu. Güneş enerjisi potansiyeli bakımından Türkiye’nin Avrupa’da ilk sırada gelen ülkelerden biri olduğuna vurgu yapan Turan, dünyanın en büyük güneş enerjisi kullanan ülkesi Almanya’dan bile Türkiye’nin iki kat fazla güneş ışığı aldığını belirtti. Güneş enerjisi panellerinin sanıldığının aksine çok da fazla alan kapsamadığına dikkat çeken Turan, Türkiye’nin tüm elektrik ihtiyacını karşılayabilmek için sadece Tuz Gölü kadar bir alanın yeterli olduğunu şu sözlerle ifade etti: “1 m2 güneş paneli yaklaşık 150 Wp (%15 verim) güç üretiyor. Bu güneş paneli de örneğin Ankara’da 210 kilovat enerji üretir. Türkiye’nin toplam enerji ihtiyacının yaklaşık 200.000 gigavat olduğunu düşünürsek de, gerekli toplam panel alanı yaklaşık 950 km2 kadardır. Yani mesela Tuz Gölü’nün alanı 1500 km2 ise, onun sadece üçte ikisi kadar bir alanı kaplayarak, Türkiye’nin ihtiyacını karşılayabiliriz. Bunun maliyeti ise 300 milyar dolardır. Bu para Türkiye’nin 6 yıllık enerji ithalatına eşittir.”
Tüm bu bilgiler ışığında güneş enerjisinin sanıldığı kadar pahalı ve masraflı olmadığını vurgulayan Turan, “ülkemizde enerji arzı sağlamak için rüzgar ve güneş enerjisinin tek alternatif seçenek olduğu yakın zamanda anlaşılacak” dedi. Dünyadaki mevcut santraller üzerinden de örnekler veren Prof. Dr. Turan, son olarak Çin’de 800 megavat kapasitesinde bir santralin kurulduğunu ve ayrıca Karadağ ve Ukrayna gibi iklimi daha sert ülkelerde bile güneşten istifade edildiğini sözlerine ekledi. Konuşmasının devamında başkanı olduğu GÜNAM laboratuvarlarından da bazı örnekler veren Turan, “kristal Si güneş pilleri en eski ve günümüzde en yaygın kullanılan fotovoltaik sistemlerdir. Büyük güneş enerjisi santrallerinin çoğu bu tür pillerden yapılmaktadır. GÜNAM bünyesinde yer alan Kristal Si laboratuvarı hem temel araştırma yapmaya hem de endüstriyel projeler yürütmeye uygun bir altyapıdır. Bu laboratuvarda üretilen pillerde %17 verime kadar ulaşılmıştır. Bu değer dünyadaki ulaşılan nokta ile aynıdır. 2012 yılında %19 verim değerine ulaşılması hedeflenmektedir” dedi ve konuşmasını şöyle sonlandırdı: “son söz olarak; yerli üretim mümkündür. Yüzde yüz arz güvenliği mümkündür. Bunun için biraz inanç, biraz güven ve biraz da cesaret gerekli.” Lisanssız elektrik üretiminin ülkemiz için çok önemli bir adım olduğuna vurgu yaparak konuşmasına başlayan Lisanssız Elektrik Üreticileri Derneği (Lİ-DER) Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Kıroğlu, “İstanbul’da trafiği rahatlatmak için yapılması planlanan üçüncü köprü ya da yakın vadede gerçekleşeceği bilinen hızlı tren uygulaması ne kadar önemliyse, lisanssız elektrik üretimi de o kadar önemlidir. Lisanssız elektrik üretimi yönetmeliği, neticede devrim niteliğinde bir yönetmeliktir” diye konuştu. 2015 yılına kadar 5000 megavat düzeyinde bir lisanssız üretim kapasitesini devreye almanın mümkün olduğunu söyleyen Kıroğlu, TBMM’de yönetmelik ile ilgili görüşmelerde bulunduklarını ve 500 kilovat olan yasal elektrik üretim miktarının ilk etapta 1 megavata çıkarılmasının planlandığını söyleyerek şöyle devam etti: “Hatta Bakanlar Kurulu Kararı ile 2,5 megavat seviyesine çıkma imkanı olacak.” Arz güvenliği için çok önemli olan bir şeyin de, enerjinin tüketildiği yerde üretilmesi olduğunu söyleyen Kıroğlu, bunun kayıp kaçak oranının düşmesine de pozitif katkılar sağlayacağını sözlerine ekledi.
Geçtiğimiz Eylül ayında faaliyetlerine başlayan Lİ-DER hakkında da bilgi veren Kıroğlu, “derneğimiz lisans almadan elektrik üretimine yönelik faaliyetlerin etkinleştirilmesi ve gelişmesini sağlamak, Türkiye’de lisanssız elektrik kullanımının artması için düzenleme ve standartların oluşumuna katkı sağlamak ve bu konuda çalışma yapan kişi ve kuruluşlara destek vermek amacıyla kurulmuştur” diye konuştu. Kıroğlu, sektörle ilgili yatırımcılara çeşitli tavsiyelerde de bulunarak,”yatırımcıların öncelikle üretim tesisini nereye kuracaklarına karar vermeleri ve daha sonra ise, oranın coğrafi koşullarına göre güneş mi daha uygun yoksa rüzgar mı daha uygun bunu planlamalılar. Kurulum yeri için daha sonra ne kadarlık bir alana ihtiyaç olduğu saptanmalı; yarım veya 1 dönüm rüzgar santrali için, yaklaşık 5 ila 9 dönümlük bir alan da güneş için gereklidir” bilgisini verdi. Konuşmasında lisanssız elektrik üretimi sektörünün çeşitli sorunlarına da değinen Kıroğlu, şu anda proje onay süresinin biraz uzun olduğunu ifade ederek, “50 kilovatlık bir projenin de 500 kilovatlık bir projenin de onay süreleri tamamen aynı. Trafo dağıtım merkezlerinde şu an 2 megavatlık bir sınırımız var, şu an onu biraz aşmaya çalışıyoruz. Yerli üretimde biraz yol almamız lazım” dedi. Kıroğlu sözlerini şöyle tamamladı: “Ocak 2013 tarihi itibariyle lisanssız elektrik üretimi için ülkemizdeki 21 elektrik dağıtım şirketine toplam 517 başvuru olmuştur. Rüzgar, güneş, hidroelektrik ve biyokütle olmak üzere talep edilen bağlantı gücü ise şimdiye kadar 38.109 kilovattır.” Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği’nin (TÜREB) son dönem çalışmaları hakkında bilgi vererek konuşmasına başlayan TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Serdar Ataseven, 2012 yılında ilk defa Dünya Rüzgar Günü’nü Türkiye’de kutladıklarını ve bu yıl da bir fotoğraf yarışması ve çocuklara yönelik bir resim sergisi ile bu günü kutlamak istediklerini belirtti. TÜREB olarak sektörde etkili faaliyetlerde bulunmanın yanı sıra, çeşitli yayınlarla da rüzgar enerjisi sektörüne katkıda bulunmaya devam ettiklerini ifade eden Ataseven, “bu yayınların en çarpıcı olanı, yabancı yatırımcıları Türkiye’ye çekmek amacıyla yayımladığımız “Wind Bussiness in Turkey” raporudur. Yılda iki defa da Rüzgar İstatistikleri Raporu’nu yayımlıyoruz. Ayrıca 2023 hedeflerine ulaşabilmemiz için Türkiye Rüzgar Enerjisi Yol Haritası’nı çıkarttık TÜREB olarak” dedi.
Avrupa ve Türkiye’de kullanılan rüzgar enerjisi üzerine çeşitli karşılaştırmalarda bulunan Ataseven, rakamlarla şu bilgileri verdi: “2011 yılı sonu alınan raporlara göre, Avrupa’da rüzgar enerjisi 100 gigavata ulaştı. Ülkemizdeki kurulu gücün 55-57 gigavat olduğunu düşünürsek, ülkemizdeki bütün enerji kaynaklarından ürettiğimiz elektriğin iki katını Avrupa sadece rüzgardan üretiyor diyebiliriz. Örneğin Almanya 30 gigavata yaklaştı. Bu da Türkiye’de kurulu gücün sadece yarısı kadar Almanya’da rüzgar santrali olduğunu gösteriyor.” “Avrupa elektriğin yüzde 10’unu rüzgardan üretiyor. Ülkemizde bu seviye bugün itibarıyla 2,3 gigavatlar seviyesinde ve toplam kurulu güçteki payı da yüzde 3-4 mertebesinde. Avrupa’ya baktığımızda her 3 yılda bir belirli bir ivmeye ilerlemiş olduğunu görürüz. 2006 ila 2008 yılları arasında yaklaşık her yıl 8 gigavat rüzgar santrali devreye almışlar, 2009 ila 2011 yılları arasında da bu artış her yıl 10 gigavata ulaşmıştır. En büyük pazar payı Almanya’nın, daha sonra ise İspanya geliyor.” “Danimarka dünyada rüzgar sektörünün doğduğu ülke ve kullandığı elektriğin yaklaşık yüzde 26’sını rüzgardan sağlıyor ve 2020’de ise elektriğin yüzde 50’sini rüzgardan sağlamak istiyorlar. İspanya ile Türkiye’nin elektrik üretim karakteristiği oldukça benzer yanlar taşıyor, onlar da elektriğin yüzde 16’sını rüzgardan sağlayan bir ülke. Dünyaya baktığımızda, sadece Çin 63 gigavat rüzgardan elektrik elde ediyor ve dünya genelinde de 250 gigavatı aşan bir üretim söz konusu.” Türkiye’de mevcut kurulu güç miktarı ve yapılacak yatırımlar hakkında da bilgi veren Ataseven, “Türkiye’de rüzgar santralinde 2,3 gigavat mertebesindeyiz. 2023 yılı hedefimiz ise 20 gigavat. Yani önümüzdeki 10 yıl içerisinde yaklaşık olarak 18 gigavat rüzgar santrali yatırımı yapmamız gerekir. Ancak Çin’i örnek vermek gerekirse, sadece 2011 yılında 18 gigavat rüzgar santralini hayata geçirdiler” diye konuştu. Avrupa’ya kıyasla Türkiye’de yüzde 25 ila yüzde 30 daha fazla rüzgar potansiyeli olduğunu belirten Ataseven, ayrıca ülkemizde sanayi ve altyapının da mevcut olduğunu söyleyerek, “çeşitli sorunlar olmasına rağmen, yatırımcımızın biraz inanca ve güvene ihtiyacı var” dedi. Ataseven, Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’nün belirlemelerine göre; off-shore’lar da dahil olmak üzere Türkiye’nin yaklaşık 48 gigavat tekno-ekonomik rüzgar enerjisi kapasitesine sahip olduğu bilgisini de sözlerine ekledi. Türkiye’nin Avrupa’daki en büyük rüzgar enerjisi pazarı olabileceğine dikkat çeken Başkan Ataseven, sözlerini şöyle tamamladı: “Toplamda 11 gigavat rüzgar santrali projesine TEİAŞ tarafından bağlantı görüşü verildi. Bunun 9 gigavatı lisanslandı ve bunun içerisinden de 2,3 gigavatlık kısmı işletmeye alındı. Önümüzdeki ilk çeyrekte de kalanın lisanslanmasını bekliyoruz. Bu rakamlara batlığımızda da Türkiye’nin Avrupa’daki en büyük rüzgar enerjisi pazarı olduğunu görürüz.” Panelin son konuşmacısı olan Harran Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Yeşilata ise yenilenebilir enerjiyi daha çok kırsal bölgeler için değerlendirdi. Kırsal yaşama ulaşamayan yenilenebilir enerji gibi bir teknolojinin istenilse de arzu edilen seviyeye hiçbir zaman ulaşamayacağına inandığını söyleyen Yeşilata, yenilenebilir enerjinin kırsal bölgelerde kullanımı için hazırladıkları GZFT Analizi’ni dinleyenlerle paylaştı. Yeşilata konuyla ilgili şöyle konuştu: “Hazırladığımız GZTF Analizi’ne göre: Güçlü Yön; kırsal bölgelerde potansiyelin yüksekliği, Zayıf Yön; kırsal bölgelerde Ar-Ge merkezleri ve teknik iş gücü kapasitenin yeterli olmaması, Fırsat; kırsal bölgelerde yerli üretim ve istihdam potansiyeli oluşturması, Tehdit; ülke politikalarının sadece enerji üreten santrallere odaklanması.” GAP Bölgesi’nin özellikle güneş enerjisi için çok elverişli olduğunun altını çizen Yeşilata, bu bölgelerde kurulan santrallerin aynı zamanda istihdama da çok büyük katkıları olacağını vurgulayarak, “güneş potansiyeli yüksek bölgelerde fotovoltaik sistem her 2 kilovatta bir yılda 1 kişiye iş imkanı sağlıyor. Yerel üretim modelini de dikkate aldığımızda, sosyo ekonomik yaşam üzerinde oldukça büyük etkisi olacaktır” diye konuştu. Yeşilata bölgenin çok avantajlı imkanlara sahip olduğunu hatırlatarak, “güneş enerjisi potansiyeli açısından 7 bölge içerisinden GAP olarak biz ilk sıradayız. Aynı durum biyokütle ve hidroelektrik açısından da geçerli, orda da bölgeler arasında potansiyeli en çok olan bölge GAP’tır. Rüzgar enerjisinde ise, GAP 7 bölge arasından ikinci en büyük potansiyele sahip bölgedir. Jeotermalde de üçüncü sıradayız. Tüm potansiyel göstergelerinden lider iken, GAP bölgesi sosyo ekonomik göstergeler açısından maalesef diptedir. Bu potansiyeli yenilenebilir enerji gibi bir sektörün gerçek anlamda işletmesi gerekir” dedi. Son olarak, yenilenebilir enerji sektöründe tüm gözlerin ana teknolojilere (PV hücre ve modül üretimi gibi) çevrilmiş olduğunu ifade eden Yeşilata, “Gerçekte ana teknolojiler kadar gelir ve istihdam yaratan montaj, işletme ve bakım gibi yan/destekleyici sektörlerde alt yapı oluşturmak/uzmanlaşmak oldukça önemlidir” diyerek sözlerini tamamladı. İlginizi çekebilir... Modern Telefon Soğutma Sistemlerinden Atnalı Nem Alma Ünitelerine: Buhar Odası ve Isı Borusu ile Isı YönetimiMustafa ZABUN
Friterm AR-GE Test Laboratuvar Mühendisi... Enerji Depolama Sistemlerinde Yangın Tehlikeleri2023 yılı Haziran ayı sonu itibariyle, devrede olan santrallerin %54,8'ini yenilenebilir kaynaklardan elektrik üreten santraller oluşturdu.... Biyogaz Üretiminde Kullanılan Atıkların ÖzellikleriVerimli biyogaz üretimi için hammaddelerdeki C/N oranının 20''30:1 arasında tutulması gerekir. Çünkü anaerobik mikrobiyal popülasyonlar karbon... |
|||||||||||
©2026 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.