
The Bosphorus Energy Club tarafından düzenlenen basın toplantısında The Bosphorus Energy Club Başkanı Mehmet Öğütçü enerji sektörüne yönelik önemli açıklamalarda bulundu.
Enerji sektörü, yatırımlar, hükümet politikaları, yenilikçi finansman imkanları, çevre ve iklim değişikliği hassasiyetleri bakımından ciddi bir dönüşüm süreci yaşandığını İfade eden Öğütçü, Malacca Boğazı'ndan Hürmüz'e, Suriye'ye, Yemen'e, Kırım'a kadar uzanan Jeopolitik gerilimler bugüne kadar görülmedik ölçüde enerji sektörünü ve yatırımları etkilediğini belirtti.
Enerji sektörü kadınsız eksik kalıyor
Son yarım yüzyıldır kadınlar iş dünyasına güçlü bir şekilde girdiğini ifade eden Öğütçü;. “Özellikle hizmet sektöründe, uluslararası kuruluşlarda kadın liderlerin sayısı etkileyici şekilde artış kaydediyor. Ama hala erkek egemenliğinin sürdüğünü, kadınların eşit ise eşit ücret, fırsat eşitliği, üst düzey yönetim ve kurullarda teslim, işyerinde taciz ve benzeri sorunlarla mücadelesi hız kesmiyor. Bu alanlardaki ilerleme ne yazık ki enerji sektöründe yeterince tatminkar değil. İstatistiki verilere baktığımızda özel enerji şirketlerinde dünya çapında işgücünün sadece yüzde 35'i kadınlardan oluşuyor. En tepedeki 200 enerji şirketinin yönetim kurullarında yine ortalama Kadın oranı yüzde 16. Şirketlerin sadece yüzde 7'sinde kadınlar en az yüzde 25 oranında temsil ediliyor. Petrol ve doğal gaz sektöründe kadınlar erkeklerden daha az kazanıyorlar. Kadın rol modeller yok denilecek kadar az. Hem enerji sektöründeki dönüşüm, yenilenme hem iklim değişikliği ile mücadele çabalarında hem de jeopolitik gerilimlerin çözüme kavuşturulmasında kadın mevcudiyetinin zayıf olmasının olumsuz etkileri de ortada” dedi.
Dünya enerjisi süratli bir dönüşüm yaşıyor
Düşük nüfus büyümesi, radikal teknolojiler, dijitalizasyon süreçleri, yeni iş modelleri, finansman kaynakları, ticaret ve yatırım akışlarının yön değiştirmesi, daha vahim çevre sorunları gezegenimizdeki ekonomik ve siyasi güç kayması ile eş zamanlı olarak devam edeceğine vurgu yapan Öğütçü, “Bunlara hazırlıklı olmayan şirketlerin, silahlı kuvvetlerin, ülkelerin, uluslararası kuruluşların ayakta kalmaları, kazanç, refah, istikrar ve güvenlik sağlamaları giderek daha da güç hale gelecek” dedi.
Bugün enerjide değişen on önemli olgunun sürat olduğunu ifade eden Öğütçü, “Eskiden 15-20 yıla yayılan gelişmeler teknolojideki baş döndürücü gelişmeler, finans sektörünün kıvrak hareket etmesi, düzenleyici süreçlerin rasyonel hale getirilmesi ve gereksinimler nedeniyle artık birkaç yıla sığabiliyor. Enerji sektörünün hem diğer sektörlerle ve teknoloji ile bağlantısı güçleniyor hem de çevreden rekabete vergiden sanayi politikasına uzayan geniş menzilde entegre bir çerçevede görülmesi zorunluluğu doğuyor” dedi.
Öğütçü değişimleri şu şekilde sırladı;
1. Enerjide kıtlıktan bolluk dönemine geçtik. Hala dünyanın üçte biri ticari enerjiye ulaşamasa bile en azından görünür gelecekte hem elektrikte hem de tüm yakıtlarda talepden fazla arz var. Ekonomik büyümenin canlanması, orta sınıfın palazlanması, taşıma teknoloji ve araçlarının gelişmesi, yenilenebilir enerjinin ucuzlayarak genişlemesi sayesinde ulaşım yakıtları, ısınma ve elektrik dahil enerji talebin bugün ile 2040 arasında yüzde 30 civarında artarak zirve yapması (elektrik talebi yüzde 60'in üzerinde büyüyecek), daha sonra tedricen düşmesi bekleniyor.
2. Yenilenebilir enerjinin ağırlığı giderek artmakla birlikte görünür geleceğimiz hala fosil yakıtlara dayalı olmak zorunda. Güneş ve rüzgar enerjisi tüm beklentileri alt üst eden bir süratte gelişiyor, maliyetleri düşüyor, enerjiye tahsis edilen sermayenin çok önemli bir bölümünü çekiyor. 2014-2017 arasında güneş maliyetleri yüzde 50 oranında düştü. 2020'ye kadar yüzde 50 daha düşmesi bekleniyor.
- Halihazırda dünyada elektriğin beşte biri yenilenebilir enerjiden üretiliyor. 160 GW'ın üzerinde temiz enerji üretiliyor. Yeni kapasitenin neredeyse yarısı güneşten geliyor; onu rüzgar (üçte biri) ve hidroelektrik (yüzde 15) izliyor.
- ABD, petrol ve doğal gazda lider konumuna yükselirken yenilebilir enerji yarısında - hem enerji açığı, dışa bağımlılığı yüksek hem vahim çevre sorunlarıyla karşı karşıya, hem de yenilenebilir maliyetlerini inanılmaz boyutlarda düşürmüş olan - Çin ve Hindistan gibi yükselmekte olan ekonomiler öne geçiyorlar. AB'de bugün yeni kapasitenin yüzde 80'ini yenilenebilir enerji oluştururken, 2030'de rüzgar enerjisi başlıca elektrik kaynağı haline gelecek.
-2060'a kadar uzanan senaryolarda dünyada yenilenebilirin elektrik üretimindeki payının yüzde 40'a yükseleceği öngörülüyor. Fosil yakıtlar 1970'den bu yana sadece yüzde 5 pay kaybetti (yüzde 86'dan yüzde 81'e) ve 2060 senaryolarında hala yüzde 50-70 menzilinde görünüyorlar.
3. Elektrikli araçlar, sanıldığından daha süratle, yollarımızda seyahat edecekler. Bugün dünyada 2 milyon elektrikli otomobil var. Bu sayının 2040'da 300 milyona ulaşması öngörülüyor.2025'e kadar yeni araç filo kapasitesinin dünyada yüzde 15'i, AB ülkelerinde ise yüzde 25'i elektrikli araçlardan oluşacak. Petrolün araçların yüzde 92'sine enerji sağladığı düşünülürse bu dönüşüm petrol talebinde önemli düşüş yaratabilir.
4. Dünya enerjisinde sadece oyun değil oyuncular da değişiyor. ABD, dünyanın petrol ve doğalgazda tartışmasız lideri olma yönünde ilerliyor. Bunun önümüzdeki dönemle fiyatlardan, dış politikaya kadar çok büyük etkileri olacak. Çin hükümetinin "enerjide devrim" ve "kirlilikle mücadele" çağrıları ile daha hizmet ağırlıklı bir ekonomik modele geçişi, enerji sektörünün ilerleme yönünü de değiştiriyor. Çin'in yeni enerji resmi hepimizi derinden etkileyecek. Rusya, doğal gazda üstünlüğünü yeni oyunculara kaptırma niyetinde değil. LNG'de Avustralya ve Doğu Afrika'da yeni üreticiler Katar'ın üstünlüğünü aşındırıyor. Çin, Kore, Rusya gibi oyuncular nükleer enerji piyasasında geleneksel oyunculardan daha etkin hale geliyor. Gelişmekte olan ülkelerin enerji firmaları Batılı rakiplerine kıyasla pazularını daha güçlü şişiriyorlar.
5. Geopolitik risklerin 2018'de 2008 finansal çöküşüne benzer sonuçlar yaratmasından korkuluyor. Körfez'de Suudi-İran çekişmesi, Irak ve Suriye'deki çatışmalar, Doğu Akdeniz'de suların ısınması, ticaret savaşlarının Çin ile ABD arasında "Malacca Boğazı ikilemi"nin ötesinde yeni gerilimler yaratması, Kuzey Kore'nin nükleer çılgınlık potansiyelinin hala gündemde olması, Karadeniz ve Hazar'da ihtilafların kızışması, Rusya'nın yeni yaptırımlar yüzünden daha sert politikalara yönelmesi hepimizi kaygılandırmalı. Bu gelişmelerin enerji sektörüne kapsamlı etki yaratacağını öngörmek için de falcı olmak gerekmiyor.
Türkiye'de "enerji devrimi" gerçekleşmeli
6. Sadece petrol (yüzde 93) ve doğal gazda (yüzde 98) değil yenilenebilir enerjide de, teknoloji, yatırım finansmanı ve ticaret akışlarında da dış dünyaya göbeğinden bağımlı bir ülke Türkiye. O yüzden enerji sadece iddialı kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek için gereken bir ikmal güvenliği değil aynı zaman çok ciddi bir milli güvenlik meselesi. Hataya, deneme yanılmaya, geç ya da geride kalmaya tahammülü yok Türkiye'nin.
7. Nitekim, bu küresel eğilimlerin bir yansıması olarak Türkiye'de 2016'da devreye giren yeni kapasitenin yüzde 55'ini, 2017'de de yüzde 64'unu yenilenebilir kaynakların oluşturuyor. Günümüz itibarıyla rüzgar enerjisi, ülkemiz kurulu gücünün yaklaşık yüzde 8'ini, elektrik üretimimizin ise yüzde 6'dan fazlasını karşılıyor. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) 2020'de sona erdiğinde yenilenmemeli, daha rekabetçi bir Yenilenebilir Enerji Kaynakları Alanları (YEKA) çerçevesinde süreç devam ettirilmelidir.
8 Enerjide dışa bağımlılığı düşürmek için yerli kaynakların kullanımında yüzde 30'lardan 40'lara 50'lere çıkılıyor. Enerjide tam bağımsızlık elbette ki mümkün değil önemli olan karşılıklı bağımlılık yaratılması, kaynak ve yakıt çeşitliliği ile bağımlılığın ekonomi ve dış politikada bir baskı aracı olarak kullanılmasının önüne geçilmelidir. Yerli ve yenilenebilir altyapıyı geliştirirken bu çerçevede her yakıttan - güneşten rüzgâra, jeotermale, hidroya, kömürden, nükleer enerji kaynaklarına ve doğalgaza kadar. azami düzeyde yararlanılması gerekiyor.
9. Enerjide arz-talep dengesinin güçlü ve uzun vadeli şekilde sağlanması için daha rekabetçi ve şeffaf bir pazara, kaynak çeşitliliğini sağlayacak enerji altyapısının oluşturulmasına ve sağlıklı fiyat politikalarına ihtiyaç var. Akıllı şebekelerin yaygın şekilde tesis edilmesi içinde bulunduğumuz çağın bir gerekliliği. Enerji verimliliği sadece iklim perspektifinden değil, sanayi verimliliğinden, kamu maliyesine kadar her alanı ilgilendiren bir konu. Türkiye daha çok üretimi daha az enerji tüketerek gerçekleştirmek zorunda. Sürdürülebilir enerji kültürü her iş ve hükümet kararına esas teşkil edecek şekilde geliştirilmelidir.
10. Enerji, yatırım açısından geleceği en parlak alanlardan birisi. Yeni elektrik üretim tesisleri, verimlilik teknolojileri, iletim hatlarının yenilenmesi, teknolojik ARGE'nin güçlendirilmesi hep yatırımcı bekleyen alanlar. Dahası, TANAP, Türk Akımı, üç nükleer enerji tesisi, doğal gaz depolama projeleri, elektrik iletim sisteminin modernizasyonu gibi on milyarlarca dolar gerektiren yatırımlar için de ilave kaynaklar yaratılması gereksinimi var. Bu çabaların, sanayinin uluslararası rekabet gücünü zayıflatmadan, nihai kullanıcılara ağır ve adil olmayan yükler getirmeden gerçekleştirilmesi için muazzam finansal kaynaklar gerekiyor.
25 Milyar Dolar Yatırıma İhtiyaç Var
11. 2018 yılı dahil olmak üzere 2020'ye kadar enerji sektöründe yaklaşık 25 milyar dolarlık bir yatırıma ihtiyaç var. Ülke içi tasarrufların yetersiz, para maliyetinin uluslararası rayicin çok üstünde olması nedeniyle enerji sektöründe sadece yeni yatırım cezbedilmesi değil aynı zamanda mevcut yatırımların yeniden finansmanında da ciddi zorluklar çıkmaktadır. Türkiye, büyük altyapı projelerini gerçekleştirmeye, dış borcunu çevirebilmeye, enerji arzını finanse edebilmeye, ödemeler dengesi ve ticaret açığını kapatabilmeye çalışırken hem ihracatını artırıp ithalatı düşürmesi hem de - borçlanma yerine - büyük ölçülerde doğrudan yabancı sermaye çekmesi elzem.
12. Aksi taktirde, dünyadaki 13'uncu büyük ekonominin çarklarını döndürmek mümkün olamayabilir; bu da kuşkusuz yatırımları daha da gerilemesine, yeni olumsuz siyasi ve toplumsal yansımalara yol açabilir. Yakın coğrafyamızdaki jeopolitik risklerin yanı sıra maliyet, teşvikler ve ekonomik özgürlükler gibi faktörlerde yabancı sermayenin kararında etkili. Kamu büyüklüğü, adli sistem, mülkiyet hakları, para politikası sağlamlığı, ticaret serbestisi ve ilgili mevzuat da göz önünde bulunduruluyor.
13 Hem enerji geleceğimizi teminat altına almak, hem küresel dinamikleri hesaba katmak, hem enerji ve onunla ilişkili altyapıya, büyük çaplı sınır ötesi projelere yatırımcı çekmek, hem de dünya enerjisinin yönetim kurulunda kendimize yer açmak için enerji yönetiminin ve kurumsal yapıların iyileştirilmesi, dış politikada ve enerji transitinde oyunculara güven aşılanması için ülkeye, politikalara ve liderliğe küresel düzlemde inancın güçlendirilmesi olmazsa olmaz.